İsmail Şanlı - Çınar Kaymakamı
Çınar Kaymakamı
  • Kaymakamımızın Mesajı
  • Saygıdeğer Çınarlılar, Kıymetli Mesai Arkadaşlarım, Resmi Gazetede yayımlanan İçişleri Bakanlığı’nın atama kararnamesi ile Kaymakam olarak atandığım Çınar İlçesinde göreve başlamış bulunmaktayım. Güzide ilçemiz Çınar'da siz değerli halkımıza hizmet etmenin büyük bir onur olduğunu ve ağır bir sorumluluk gerektirdiğini öncelikle belirtmek isterim. Toplumda huzur ve güvenin sağlanması, eğitim ve sağlıkta kalitenin yükseltilmesi, şehit ve gazi ailelerine, yaşlılarımıza, yardıma muhtaç vatandaşlara, korunmaya muhtaç çocuklarımıza ve engellilerimize sürekli ve kaliteli hizmet sunumu, halkın yaşam kalitesinin artırılması, kurumlar ve şehrin dinamikleri arasında uyum en çok üzerinde duracağım, takip edeceğim ve destekleyeceğim konulardır. Kaymakamlığım süresince, adalet, tarafsızlık, sevgi ve hoşgörü içerisinde görev yapma bilinci ve gayretiyle hizmet edeceğim. Mesai arkadaşlarımla birlikte çalışmalarımızı yürütürken kanun ve hukuk çerçevesinde; vatandaşın yerine kendimizi koyarak empati yapmaya, problemlerin çözümünde sonuç odaklı davranılmasına, görevin ve işin hakkının verilmesine, karşılıklı saygı, işbirliği ve koordinasyon içerisinde hizmet etmeye, kamu hizmetlerini çağdaş niteliklerde sunulması ve vatandaşlarımızın buna kolay ve çabuk bir şekilde erişmesi yönündeki çalışmalara gayret gösterilecektir. Çınar İlçemizin daha ileri bir noktaya götürülebilmesi için; saygıdeğer Çınarlılar'ın, milletvekillerimizin, siyasi parti temsilcilerinin, belediye başkanımızın ve meclis üyelerimizin, il genel meclisi üyelerinin, üniversitemizin, muhtarlarımızın, sivil toplum kuruluşlarının, kamu kurum ve kuruluşlarında bulunan mesai arkadaşlarımın, katkı ve desteklerini, tecrübelerini, bilgilerini, emeklerini esirgemeyeceklerine olan inancım tamdır. Birlikte çalışacağım mesai arkadaşlarımın görev ve sorumluluk bilinciyle güzel bir ekip olarak Çınar’a en iyi şekilde hizmet etmeye çalışacağız. Bu vesile ile Çınar halkını, kurum ve kuruluşlarımızda çalışan siz değerli çalışma arkadaşlarımı sevgi ile selamlıyorum.
  •   Kaymakamın Biyografisi
  • İsmail ŞANLI 1981 Yılında Sivas’ta Dünyaya Geldi. İlk ve Orta Öğrenimini Sivas’ta, Ankara Gazi Üniversitesi Kamu Yönetimi bölümünde lisans, Dicle Üniversitesinde yüksek lisans eğitimi aldı. Maliye Bakanlığı ve Jandarma Genel Komutanlığında çalıştı. İçişleri Bakanlığı tarafından açılan Kaymakamlık Sınavını Kazanarak Tokat Kaymakam adayı olarak atandı. Çorum Uğurludağ, Bolu Kıbrısçık ilçelerinde Kaymakam Vekilliği, Yozgat Kadışehri ve Diyarbakır Hani ilçelerinde Kaymakamlık görevini müteakiben 23 Ağustos 2013 tarihinden itibaren İlçemizdeki görevine başlamıştır. İngiltere Manchester Üniversitesinde 9,5 ay süreyle Dil, Kamu yönetimi ve İngiltere Kamu Yönetimi alanında eğitim ve incelemelerde bulundu. Türkiye Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü TODAİE) 40. Dönem Kamu Diplomasisi programını bitirdi, Kara Harp Okulu, Jandarma Okullar Komutanlığı bünyesinde Subay Temel Askerlik ve Subaylık Anlayışı kazandırma ve Subay Temel Kursunu aldı. Avrupa girişimcilik ödülüne ülkemizi temsilen yürüttüğü bir proje kosgeb tarafından aday gösterilmişti. Girişimci İş Adamları Vakfı tarafından yılın kamu yöneticisi ödülü, yozgat ekonomisini değer katanlar ödülü aldı. Avrupa Birliği Projelerinde koordinatörlük görevleri ile Kadın ve çocuğa yönelik şiddet konularında bildirileri bulunmaktadır.
  • Kaymakam'a Mesaj Gönder

  • Projeler
  • cinaryaziisleri cinarkymk
Kültürel Ve Turistik Mekanlar

Kültürel Ve Turistik Mekanlar

Çınar ilçesi günümüzde Diyarbakır - Mardin yolu üzerinde, Diyarbakır’a 20 km mesafededir.  23 Haziran 1937 tarihli Resmî Gazete’’de yayınlanan 3223 sayılı Kanunla merkezi “Melkiş” olmak üzere Çınar ilçesi kurulmuştur. Sonradan ilçe merkezi bugünkü yerine, Eski Akpınar (Hanakpınar) köyüne taşınmıştır. İlçe merkezi olan Akpınar köyü, Tarihî Mardin-Diyarbekir (Amid) Kervan Yolu üzerinde bulunan bir köydür. Amid’den, Mardin’e gidişteki ilk konaklama yeridir. Eskiden bu yol üzerinde yalnızca bir pınar bulunmaktaydı. Pınarın yanına sonradan bir han yapılmıştır. Han ve pınardan dolayı köy, Hanakpınar olarak anılmıştır. Osmanlıdan önceki dönemde bir köy konumunda olan bugünkü Çınar ilçesi Osmanlı Dönemi’nde de köy konumunu korumuştur. Köy konumu, ilçedeki imar faaliyetlerini de etkilemiştir. İlçede günümüze ulaşan en kadim kültür varlığı Çem-i Reş Kaya Yerleşimi’dir. İlk yapımı Paleolotik Dönem’e dayanan bu kaya yerleşiminin daha sonraki dönemde de kullanıldığı anlaşılmaktadır. Çem-i Reş Kaya Yerleşimi’nden sonra yöredeki en eski kültür varlıkları Roma ve Bizans dönemine ait eserlerdir. Zerzevan Kalesi, Filizören köyü Kaya Mezarları ve sarnıçları Roma ve Bizans dönemine ait dikkat çekici eserlerdir. İlçe, 1515 tarihinde Osmanlı egemenliğine girmiştir. Osmanlı döneminde bölgede başlayan Kürt medrese geleneği günümüzde Çınar ilçesine bağlı olan Aktepe ve Altınakar köylerinde de devam ettirilmiştir. Bu köylerde medrese geleneğinin başlamasıyla beraber imar faaliyetleri de hız kazanmıştır. Günümüze ulaşan Aktepe ve Altınakar köylerindeki, medrese, kasır ve camiler bu dönemde inşa edilen eserlerdir. Bu medreselerde yetişen alimler için ölümlerinden sonra ayrıca türbeler de inşa edilmiştir. Bu türbelerin bir kısmı çeşitli onarımlarla günümüze ulaşmıştır. Mevcut medreselerde yetişen talebeler Cumhuriyet Dönemi’nde de bu geleneği devam ettirmeye çalışmışlardır. Meydan (Şorşup) köyünde mevcut olan Şeyh Ahmet Camii ve Türbesi bunun en güzel örneğidir. Bu çalışma kapsamında Çınar ilçe sınırları içerisinde tarafımızdan tespit edilen ve daha önce tespiti yapılan tüm kültür varlıkları incelenmiştir.1
Bu çalışma, Dicle Üniversitesi Bilimsel Araştırmalar Proje Koordinatörlüğü ve Çınar Kaymakamlığının katkılarıyla yürütülmüştür. Kendilerine teşekkür ederiz.

1- Zerzevan Kalesi 
Mardin-Diyarbakır karayolunun hemen doğusunda, Çınar ilçesinin 15 km., Aşağıkonak köyünün ise 2 km. güneydoğusunda, Demirölçek (Kale-i Zerzevan) köyü sınırları içerisinde, denizden 900 m, hemen yanındaki karayoluna göre ise 100 m yükseklikteki bir tepe üzerinde yer almaktadır. Kale’nin üzerinde bulunduğu tepenin doğu, batı ve kuzeyinde derin vadiler görülürken, güneyden karşısındaki bir tepeyle bağlantısı bulunmaktadır. 
Kale’nin ilk olarak kimler tarafından ve ne zaman yaptırıldığı belli değildir. Kale hakkında yapılan araştırmaların çoğunluğu yabancılar tarafından gerçekleştirilmiştir. Asur kralları tarafından Mezopotamya’nın kuzeyine gerçekleştirilen seferler hakkında bilgi veren yazılı tabletlerde Diyarbakır-Mardin çevresindeki kaleler zikredilmiştir. A.T. Olmstead bu kalelerden ”Kinabu”nun Zerzevan Kalesi’ne denk geldiğini belirtirken2; bir başka Batılı araştırmacı ise “Sarduri” kalesinin Zerevan Kalesi olduğunu iddia etmektedir.
Kale hakkındaki en erken bilgiler o dönemde yaşamış olan ve Iustinianus Dönemi savaşlarını, binalarını ve tarihî olaylarını anlatan Tarihçi Procopisu’tur (500-565). Porcopius, kaleme aldığı De Aedificiis- Iustinianus’un Binaları isimli eserinde, Pers tehlikesine karşın Doğu Roma (Bizans) İmparatoru I. Iustinianus (527-565), Dara-Amida arasındaki birçok kaleyi yeniden yaptırdığı veya tahkim ettirdiği ve İmparator tarafından inşa ettirilmeleri nedeniyle de bu kalelere “Basileon” kaleleri denildiğini belirtmektedir.3
Procopius’un bahsettiği bu kaleler ise: Daras (Δάρας) Dara, Ciphas (Κιφὰς) Hasankeyf, Sauras (Σαυρὰς) Savur, Margdis (Μάργδις) Mardin, Lournês (Λούρνης), Idriphthon (Ἰδριφθὸν), Atachas (Ἀταχὰς), Siphriŭs (Σίφριός), Rhipalthas (Ῥιπαλθὰς), Banasymeôn (Βανασυμέων), Sinas (Σινὰς), Rhasios (Ῥάσιος), Dabanas (Δαβανάς)’dır.4 Ancak bu kalelerden hangisinin Zerzevan Kalesi olduğu belli değildir.
Roma/Bizans dönemi yol ağını gösteren Tabula Peutinger’de, Tigranocerta (Erzen)-Nusaybin arasında ve Sardebar’da kesişen iki güzergâh üzerindeki yerleşim birimleri zikredilmiştir. Bu yerler ise5:
1. Güzergâh: Tigranocarten (Erzen), Thalbasaris, Sitae, Adipte, Sardebar, Arcaiapais, Sammachi, Aque Frigide, Arcamo, Thamaude, Nisibi (Nusaybin)
2. Güzergâh: Tigranocarten (Erzen), Colchana, Hararra, Ad Tygrem (Amid), Sardebar,  Arcaiapais, Sammachi, Aque Frigide, Arcamo, Thamaude, Nisibi (Nusaybin)
Bu güzergâh üzerinde zikredilen yerlerden bazılarının günümüzde hangi yerlere denk geldiği noktasında tartışmalar bulunmaktadır. Tartışmalı yerlerden ikisi de Sardebar ve Sammachi’dir. Bu iki yerleşimden hangisinin Zerzevan Kalesi’ne denk geldiği üzerinde farklı görüşler bulunmaktadır. B. Henderson, Sardebar’ın Kale-i Zerzevan olduğunu iddia eden araştırmacılardandır.6 
M. Marciak7 ve M. Comfort8  Zerzevan Kalesi’ni Samachi olabileceğini yazmaktadır. 
Sammachi’nin Zerzevan Kalesi’ne denk geldiğini iddia edenlerin en önemli mesnedi ise Kale ile Kerk (Göksu) arasındaki çayın isminin I. Dünya Savaşı öncesinde, İngiltere Savaş Ofisi tarafından hazırlatılan raporda “Shammerkh Chai” olduğudur.9 Ancak bu iddianın rapordaki bilgilerin daha dikkatlice incelendiğinde tutarlı olmadığı açıkça görülmektedir.
Zira İngiltere Savaş Ofisi tarafından hazırlanan ve 1917 yılında yayımlanan raporda “Mardin-Diyarbakır” güzergâhı ve bu güzergâh üzerindeki köyler ve çevresindeki önemli noktalar hakkında bilgiler verilmiştir. Bu köylerden birisi “Khaneki Yuqari” şeklinde tesmiye edilen Yukarı Konak köyüdür. Bu köy anlatılırken yolun “Shammerkh Chai” tarafından oluşturulan dar bir vadiye indiği belirtilmektedir.10
“Khaneki Ashaghi” ismiyle zikredilen köy günümüzde de aynı isimle “Aşağı Konak” şeklinde adlandırılmaktadır. Raporda günümüze “Karasu” olarak adlandırılan ve köyün 2 km. batısındaki suyun isminin “Göksu” olduğu yazılıdır.11
Yukarıdaki bilgiler göz önüne alındığında Yukarı Konak köyü, Zerzevan Kalesi’nin yaklaşık olarak 5 km. güneydoğusundadır. Aşağı Konak köyü ise kalenin yaklaşık olarak 2 km. kuzeyindedir. Yukarı Konak köyünün yakınındaki derenin isminin “Shammerkh Chai” şeklinde olması araştırmacıları Tabula Peutinger’de zikredilen “Sammachi” yerleşimini anımsatmış ve Kale ile Sammachi’i birleştirmişlerdir. Ancak kelimelerin eşsesli olmasından hareketle bir konumlandırma yapılması doğru değildir. Benzer şekilde hareket edilecek ise Mazıdağı ilçesinin eski ismi de “Şamrah”  olup ilçenin batısında “Şamrah Kalesi”nin kalıntıları mevcuttur. İsimlerin birbirine benzemesi ya da eşsesli olması hareket noktası olacak ise “Sammachi” yi Mazıdağı’nda aramak gerekir.
XVII. yüzyılda yöreyi ziyaret eden Evliya Çelebi tehlikeli ve korkulu dar ve karanlık emniyetsiz bir boğaz diyerek   “Menzil-i Zırzıva Boğazı”nı tarif etmiştir. Kale hakkında bilgi yoktur. Sadece, Kale’nin denetimindeki yolun geçtiği vadiyi anlatmıştır.12
Kale hakkında bilgi veren ilk Batılı araştırmacı C. Niebuhr’dur.  Mayıs 1766 yılında Kale’yi inceleyen Niebuhr, burada harap binaların olduğunu, kayalardan yontularak mekânların elde edildiğini ve bazı binaların yüksek üçgen çatılarının olduğunu ayrıca bu mekânda herhangi bir kitabeye rastlamadığını belirtmektedir13. Sonrasında Carl Ritter, E. Sachau’da Kale hakkında az da olsa bilgi veren Batılı araştırmacılardandır. 1910 yılında Kale’yi ziyaret eden Conrad Preusser buradaki kalıntılar hakkında kısa bir bilgi verdikten sonra kilisenin çizimini yapmıştır. Kale hakkındaki en kapsamlı ilk çalışma ise Samuel Guyer tarafından gerçekleştirilmiştir. Kilisenin planını çizmiştir. Sonrasında ise Guyer’in kız kardeşi Hanna Schatti-Guyer, Kale ve üzerindeki köy hakkında bilgiler vermiştir.14
Kale ile ilgili en kapsamlı yayını F. W. Deichmann-U. Peschlow kaleme almıştır. Esere göre Kale askerî bir sınır karakolundan ziyade hemen yanından geçen yolu korumak, emniyetini sağlamak, ilerisinde ve gerisindeki diğer kalelerle haberleşmeyi sağlamak için inşa edilmiş bir yapıdır.15 
Anadolu’nun Samsun-Hatay hattının doğusundaki kültür varlıkları hakkında geniş ve kapsamlı bir aştırma yapan T. Sinclair, Kale’nin doğu surunun içerisindeki küçük köy yerleşiminin XVIII. yüzyıl sonu XIX. yüzyılda ıssızlaşmaya başladığını ve savaşların sonunda tamamen başlarında terk edildiğini belirterek Kale’nin Orta Çağ sonrasında da kullanıldığını açıkça göstermektedir.16 
Cumhuriyetin ilk yıllarında Dâhiliye Vekâleti (İçişleri Bakanlığı) tarafından 1928 yılında yayımlanan köylerin listesinde “Kale-i Zerzevan” ismi açıkça okunmaktadır.17  Günümüzde Çınar’a bağlı olan Demirölçek köyünün eski ismi Kale-i Zerzevan olarak geçmektedir.  
Kale düzgün olmayan bir oval plana sahiptir. 330 m uzunluğunda ve en geniş yerinden ise 130 m genişliğindedir. Kale, üzerine kurulduğu tepedeki kayalık alanın taş ocağı olarak kullanılmasıyla inşa edilmiştir. Tamamen kayalık zemin üzerinde yükselmektedir.  Kale içinde çeşitli ebatlarda mekânlar, zeminde, ana kayanın oyulmasıyla inşa edilmiş onlarca sarnıç, kare ve yarım daire formunda burçlar ve bunları birbirine bağlayan sur kalıntıları yer almaktadır. Kalın surlar ve burçlar savunmanın zayıf olduğu güney kesimde yoğunlaşmaktadır. Kale, kuzeyden güneye doğru yükselen bir eğime sahiptir. İki uç arasında yaklaşık 30 m kot farkı vardır (Çizim 1; Fotoğraf 1).
1982 yılına kadar iskân görmüş olması gerek surların gerekse burçların tahrip olmasının en yüksek nedenidir. 1977 yılında kalede inceleme yapan Peschlow-Deichmann yapıda 10 adet burç tespit etmiştir.18 Burçlar, Kale’nin doğusunda yoğunlaşmıştır. Batı surlarında ise bir burç bulunmaktadır. Peschlow-Deichmann’ın yapmış olduğu plana göre:
I. Burç: Kale’nin güneyinde yer almaktadır. Yapının en büyük ve görkemli burcudur. Kale’nin savunma yönünden en zayıf olduğu yer de olması nedeniyle itinayla yapılmış olduğu anlaşılmaktadır. Burcun üst kısımları ve güneyi yıkılmış olup surlarla bağlantılı kuzeyi kısmen ayakta kalmıştır. Kalan izlerden de anlaşılacağı üzere burç üç katlı bir düzenlemeye sahiptir (Çizim 1, 2; Fotoğraf 1, 2).
Burcun doğu cephesinde temel düzenlemesi dikkati çekmektedir. Beş sıra blok taş dizisi birbiri üzerine bir kademe geriye kaydırılarak basamaklı bir düzenlemeyle inşa edilmiştir. Burç bu düzenlemenin üzerinde yükselmektedir.
Burç eğimli bir alanda yükselmesi nedeniyle temel seviyesindeki blok taşlar aynı eksen üzerinde yükselmemektedir. Taş dizisi içeriye doğru basamak şeklinde kaydırılmış ve üstünde burç yerleştirilmiştir.
Burcun güneyi yıkıldığı için orjinalde kaç katlı olduğu belli değildir. Mevcut izler burcun üç katlı olduğunu göstermektedir. Burcun güneyinin yıkılması nedeniyle katların plan şeması belli değildir. I. katın doğu ve batısında yuvarlak kemerli nişler görülmektedir. Batı cephede yuvarlak kemerli iki adet niş vardır. Bu katın düz dam örtüye sahip olduğu, kemerlerin üstündeki profilli taşlardan anlaşılmaktadır (Çizim 2; Fotoğraf 2).
II. kat ise kuzey, doğu ve batıdan yuvarlak kemerli nişlerle hareketlendirilmiştir. Kuzeydeki nişin içindeki iki adet pencereden üstteki dörtgen formda, alttaki de mazgal pencere şeklindedir. Doğudaki nişin içinde de alttaki mazgal, üstteki dörtgen şeklinde iki adet pencere bulunmaktadır. Bu kat tonoz örtüye, muhtemelen de beşik tonoz örtüye sahiptir. Bu katın doğu cephesinde yuvarlak kemer dikkati çekmektedir.  Bu katın güney cephesinde doğu cephede de olduğu gibi bir yuvarlak kemerin yarısı görülmektedir.
En üst kat ise kuzey ve doğuda yuvarlak kemerli nişlerle hareketlendirilmiştir. Doğudaki nişte bir adet mazgal pencere, kuzeydeki nişte ise düz lentolu bir kapı ve üstte yan yana düzenlenmiş dörtgen şeklinde 3 tane pencereden sadece iki tanesi görülmektedir. Bu kat da beşik tonoz örtülü olmalıydı (Çizim 2; Fotoğraf 2).
Burcun kuzeybatı köşesinde “L” şeklinde düzenlenmiş ve beşik tonoz örtülü bir merdiven yer almaktadır. Yıkılan taşlarla bir kısmı dolan merdiven, burcun zemin katıyla bağlantılı olmalıdır.
II. Burç: Kale’nin güneydoğusundadır. Kuzey-güney yönünde uzanan dikdörtgen bir forma sahiptir. Fazla bir yükselti mevcut değildir. Burcun temelindeki düzgün kesme taş bloklardan üçüncü sıra taş dizisinin dışa bakan köşesi boydan boya pahlanmıştır. Burç, bu pahtan itibaren yükselerek cephede bir kademelenme oluşturulmuştur (Çizim 1).
III. Burç: Kale’nin doğusundadır. Dıştan kare içten yarım daire formundadır. Fazlasıyla tahrip edilmiştir (Çizim 1).
IV. Burç: III. Burcun hemen kuzeyindedir. Fazla bir kalıntı mevcut değildir. Ancak, yarım daire formunda olduğu anlaşılmaktadır19 (Çizim 1).
V. Burç: Kale’nin kuzeydoğusunda ve büyük sarnıcın hemen doğusunda yer almaktadır. Dıştan kare planlıdır  (Çizim 1).
VI. Burç: Kale’nin kuzeyindedir. Surun kademelenme yaptığı yerdeki burç, dikdörtgen şeklindedir. Güney duvarında giriş açıklığı bulunmaktadır (Çizim 1).
VII. Burç: Kale’nin tam kuzeyinde olup kuzeye doğru çıkıntı yapmaktadır. Dikdörtgen şeklindedir. Güneyinde giriş açıklığı vardır (Çizim 1).
VIII. Burç: Kale’nin batısında ve surun orta kısmındadır. Kare formdadır (Çizim 1).
IX. Burç: Kale’nin güneybatısındaki burç, içten ve dıştan dikdörtgen şeklindedir. Doğusunda kapı açıklığı bulunmaktadır (Çizim 1).
X. Burç: Kalenin güneyinde I. burcun batısındadır. İçten ve dıştan yarım daire formundaki burcun kuzeyinde giriş kapısı görülmektedir. Kapı içten yuvarlak kemerli, dıştan ise düz lentolu bir forma sahiptir (Çizim 1).
Kalan izlerden, Kale kendi içinde doğu-batı yönünde uzanan duvarlarla 3 kısma ayrılmıştır. Yapının üzerinde kısmen sağlam kâgir, kaya oyma ve kâgir+kaya oyma mekânlar yer almaktadır.
Kilise
Kale’nin en önemli yapısı olup tam ortada yükselmektedir. Kim tarafından ve ne zaman yaptırıldığı belli değildir. Üzerinde de bilgi verecek herhangi bir kitabe bulunmamaktadır. Mevcut kalıntılardan kilise olduğu bile tam anlaşılamayan yapının mahiyeti 1912 yılında burayı inceleyen Samuel Guyer’den öğrenilmektedir20 (Çizim 1).
Doğu-batı yönünde uzanan kilise dikdörtgen formdadır. Yapının narteksi alışılagelmişin dışında kilisenin güneyinde yer almaktadır.  Nartekse güney cephedeki düz lentolu iki kapı açıklığıyla girilmektedir. Kapıların lento ve söveleri profilli sade bordürlerle hareketlendirilmiştir (Çizim 3, 4; Fotoğraf  3).
Narteks, doğu-batı yönünde uzanan dikdörtgen bir plana sahip olup 12,30 × 3,30 m ölçülerindedir. Beden duvarları temel seviyesine kadar yıkılmış durumdadır. Narteksin güney duvarındaki düz lentolu bir kapı ile apsisin güneyindeki mekâna geçilmektedir. Narteksin kuzey duvarındaki iki kapı açıklığıyla naosa geçilmektedir. Kapılardan doğudaki sağlam olup düz lentoludur. Yarım daire formundaki alınlığı pencere şeklinde değerlendirilmiştir. Kapı ve pencerenin güney cepheleri profilli silmelerle hareketlendirilmiştir. Diğer pencerenin ise sadece söveleri ayakta kalmıştır. Doğudaki kapının alınlığının üst kısmında yan yana sıralanmış dikdörtgen oyuklar dikkati çekmektedir. Duvarın en üst kısmında naosla bağlantılı dikdörtgen şeklinde bir pencere vardır (Çizim 3, 4, Fotoğraf  4).
Naosun sadece güney beden duvarı kısmen sağlam iken diğer duvarlar temel seviyesine kadar yıkılmıştır. S. Guyer tarafından çizilen plan ve Deichmann-Peschlow tarafından yapılan rekonstrüksiyon çizimine göre naos doğu-batı yönünde uzanan dikdörtgen planlı olup tek neflidir. Naosun doğusundaki apsis, içten yarım yuvarlak formda iken dıştan düz duvar şeklinde belirtilerek apsisin çıkıntısı dışarı yansıtılmamıştır21 (Çizim 3).
Yapının en ilginç özelliği ise apsisin güneyindeki mekândır. Mekân, kuzey-güney yönünde dikdörtgen planlı olup 4,70 × 3,35 m ebatlarındadır. Oda, batısındaki düz lentolu bir kapı ile nartekse, kuzeydeki düz lentolu kapıyla apsise22, güney duvarındaki üçüncü kapı ile de güneydeki diğer bir mekâna bağlanmaktadır. Bu kapılardan apsisle bağlantılı olan günümüzde mevcut değildir (Çizim 3, 4; Fotoğraf 5).
Apsisin güneyindeki odanın güneyinde, bu odayla bağlantılı büyük bir mekân daha bulunmaktadır. Bu mekân kuzey-güney yönünde uzanan dikdörtgen bir plana sahip olup 7,60 × 6,15 m ölçülerindedir. Mekân ortadaki bir duvarla iki kısma ayrılmıştır.  Batı cephesindeki düz lentolu bir kapıyla bu mekâna girilmektedir. Mekânın doğu, batı ve güney duvarlarında pencerelere yer verilmiştir.23 Bu mekânın batı beden duvarının güney kısmı, güney beden duvarı sağlam iken, diğer beden duvarları temel seviyesine kadar yıkılmıştır. (Çizim 3, 4; Fotoğraf 4).
Kalan izlerden mekânların üzeri dıştan, başlangıcı profilli ve iki yöne eğimli bir çatıyla örtülü olduğu anlaşılmaktadır. Mekânların ise içten, kesin olmamakla beraber, tonoz örtülü olduğu sanılmaktadır. Yapının beden duvarları ve üst örtüsü düzgün kesme taş malzemeden yapılmıştır. 
Büyük Sarnıç
Kale’nin kuzeyindeki büyük sarnıç kaya oyma+kâgir tekniğinde inşa edilmiştir. Kuzeybatı-güneydoğu yönünde uzanan sarnıcın ana gövdesi, tamamen ana kayanın oyulmasıyla elde edilmiş olmasına karşın üst örtüleri kâgir beşik tonozla örtülüdür. 22 × 12 m ölçülerindeki sarnıç, birbirine paralel iki mekândan oluşmaktadır. Her iki mekân ana kayanın oyulması ile meydana getirilmiş olup beşik tonoz örtüleri de iri blok taşlardan oluşturulmuşlardır. Tonoz örtünün sadece güney kısmı ayakta kalabilmiştir. Bu kalıntılarında üstünde kare formda birer açıklık daha bulunmaktadır. Her iki mekânında güney duvarında güneyden gelen suların iç mekâna akmasını sağlayan birer su oluğu yer almaktadır (Çizim 5; Fotoğraf 6).
I. Mekân: Kalenin orta yerinde yer almaktadır. Kuzey-güney yönünde uzanan iki mekândan oluşmaktadır. Batıdan ana kayaya dayanmaktadır. Her iki mekânında ortasında alttaki kalın üstteki ince iki kademeli birer paye vardır. Kuzeydeki mekân 5,7 × 4,85 m ölçülerindedir. Kuzey ve güney duvarında bol miktarda irili ufaklı nişler vardır. Doğu duvarının ortasında giriş açıklığı, bu açıklığında her iki yanında içten kemerli birer açıklık daha vardır. Bunlar muhtemelen pencerelerdir (Fotoğraf 7).
Güneydeki mekânında doğu duvarının ortasında kapı açıklığı ve bu kapının da her iki yanında birer açıklık daha vardır. Mekânın kuzey ve güney duvarında birer niş yer almaktadır. Mekân 6,05 × 4.8 m ölçülerindedir.
II. Mekân: Kuzey güney yönünde uzanan bitişik nizamda iki mekândan oluşmaktadır. İri blok taşlardan yapılmıştır. İlk mekân, 9,25 × 5,9 m ölçülerinde olup dikdörtgen planlıdır. Batı cephenin ortasında giriş kapısı açıklığı vardır. Doğudan, doğrudan yontulmuş ana kayaya dayanmaktadır. Güney duvarı sadedir kuzey duvarında ise batıdaki kapı olmak üzere üç adet açıklık vardır. Kuzeydeki mekân 6 × 5,9 m ölçülerindedir. Duvar kalınlığı 0,8 mdir. Yapının ana kayadan oluşan doğu ve güney duvarları sağlam diğer kısımlar yıkılmıştır (Fotoğraf 8).
III. Mekân: Kuzey-güney yönünde uzanmaktadır. Üç mekândan oluşur. Her bir mekânın önüne denk gelecek şekilde giriş kapısının hemen yanında ve zeminde ana kayanın oyulmasıyla elde edilmiş sarnıçlar vardır. Güneydeki mekân 7,75 × 5,14 m ölçülerindedir. Batı duvarının ortasında düz lentolu kapı açıklığı vardır. Kuzey duvarında iki adet niş yer almaktadır. Ortadaki ikinci mekân da 6,05 × 6 m ölçülerinde kare planlıdır. Batı duvarının ortasında düz lentolu kapı açıklığı ile bir pencere yer almaktadır. Kuzeydeki mekânın kuzey duvarı ile kuzeybatı duvarı yıkılmıştır. Bu mekân da 6,97 × 4,85 m ölçülerindedir (Çizim 6- Fotoğraf 9).
Surlarla çevirili alanın dışındaki yapılar ise:
Küçük Sarnıç
Kale’nin yaklaşık olarak 200 m güneyinde karşı tepeliğin batısında yer almaktadır. Doğu-batı yönünde uzanan sarnıç küçük ebatlı olup dikdörtgen formdadır. Tamamen ana kayanın oyulmasıyla elde edilmiştir. Üzeri de yine aynı yönde uzanan bir beşik tonozla örtülmüştür. Tonoz kuru yığma tarzında iri blok taşlardan yapılmıştır (Fotoğraf 10).
Su Kanalı
Kale’nin güneyinde bulunan büyük burcun da güneyinde, tepenin doğu eteğinde başlayan kanal, yarım daire şeklinde bir yol izleyerek kıstağı geçip düz bir hat şeklinde Kale’nin doğusundaki surun alt kısmında devam etmektedir. Kanal muhtemelen büyük sarnıçla bağlantılıdır. Su kanalı tamamen ana kayanın oyulması ile elde edilmiştir. Üzeri açık olan kanal 0,5 m derinliğinde ve 0,5 m genişliğinde olup büyük bir kısmı toprak dolmuştur. Kanalın yaklaşık olarak 100 m’lik kısmı açıkça gözükmektedir (Fotoğraf 11).
Kaya Oyma Mezar 
Kale’nin güneybatısında surların alt tarafında ve kayalığın batı yamacında yer almaktadır. Tamamen kayanın oyulması ile elde edilmiştir. Batı cephedeki iki kapı açıklığıyla iç mekâna girilmektedir. Kuzeydeki kapı düz lentolu iken diğeri basık kemer formundadır. İç mekân kuzeybatı-güneydoğu yönünde uzanan birbiri içinden geçilen iki mekândan oluşmaktadır. Güneydeki mekânın ortası kare planlı olup güney, kuzey ve doğusunda yuvarlak kemerli nişlerle iç mekân genişletilmiştir. Duvarlar sıvalıdır. Güneydeki nişin güney ve doğu duvarında, kemerlerinde kızıl renkli doğal boyadan geometrik bezemeler ile haç motifinin izleri görülmektedir.
Kuzeydeki mezar odasının da orta kısmı dörtgen formda olup kuzey, güney ve doğusunda yuvarlak kemerli nişler bulunmaktadır (Fotoğraf 12, 13).
Kaya Mezarlar-Sarnıçlar
Kale’nin güneybatısındaki kaya oyma mezarın kuzeyinde iki farklı seviyede yapılmış beş adet mezar dikkati çekmektedir. Tamamen ana kayanın oyulması ile elde edilmiştir. Aynı formdaki mezarlar kuzey-güney yönde uzanan dikdörtgen formda olup aşağı seviyede bir tane, üst katta ise dört adet mezar vardır. Yaklaşık olarak 2,3 × 0,9 m ölçülerindedir. Orijinalde mezar olan bu yapılar sonradan sarnıca çevrilmiştir. Çünkü bu kaya mezarlarının etrafında yağmur suyunun bu mezarların içine akmasını sağlamak için kayaya oyulmuş küçük su kanalları açılmıştır. Bunların haricinde üst kattaki dört mezarın doğusunda boydan boya uzanan yine bir su kanalı gözükmektedir (Fotoğraf 14).
2- Mir Hıdır Kalesi
Kale, Çınar ilçesi, Hızırbey (Kale Mirhıdır) köyünde, köye hâkim bir tepede bulunmaktadır. Kale’nin sur duvarlarının taşları köylüler tarafından alınıp evlerin inşasında kullanıldığında yapıdan geriye sur kalıntısı kalmamıştır. Yüksek bir kayalık üzerine yapılan kalenin temel izleri günümüzde mevcuttur. Kale’nin içinde kaya oyma birçok sarnıç bulunmaktadır24 (Fotoğraf 15, 18). 
3- Güzelşeyh Kasrı ve Medresesi
Kasır, Altınakar köyü Gelensu (Güzelşeyh) mezrasında, mezranın dışında çevresine hâkim bir yerdedir. Kasır ve bitişiğindeki medreseden ibarettir (Fotoğraf 19). Kasr’ın kim tarafından ve hangi tarihte yapıldığına dair herhangi bir yazılı belgeye rastlanmamıştır. Kullanılan malzeme, süsleme ve inşa tekniğinden eserin Osmanlı Döneminde inşa edildiği anlaşılmaktadır. Kasr’ın bünyesinde bulunan medreseye bağışlanan bir kitabın arka sayfasında vakfedildiği H 1288/M 1871 tarihi bulunmaktadır. Buradan hareketle eserin 1871 tarihinden önce inşa edildiğini söyleyebiliriz. Köşk kısmı iki katlı olan eser oldukça harap bir hâldedir. İki renkli taş malzemeden inşa edilmiştir. Doğu-batı yönünde uzanan dikdörtgen bir plana sahiptir. İç sofalı bir planlama göstermektedir (Çizim 7). Yapının zemin katında batıdaki mekânlar sağlam iken doğudaki mekânlar temel seviyesine kadar yer yer yıkılmıştır. I. katta ise batıdaki iki birimin beden duvarları kısmen ayakta olup diğer birimlerin ne şekilde oldukları alt katın yıkılması nedeniyle tespit edilememiştir.
Zemin kat cephelerinde moloz taş malzeme yoğun olarak kullanılmıştır. Ancak kasrın beden duvarlarının köşelerinde, kapı ve pencere kenarlarında farklı renkte düzgün kesme taş malzeme kullanılması dikkat çekicidir. Zemin kat sadedir. Güneybatı cephede iki mazgal pencere bulunmaktadır. Kuzeybatı duvarı yıkık olduğu için cephenin ne şekilde olduğu belli değildir. Güney cephede ise her bir odaya açılan yuvarlak kemerli ikişer pencere bulunmaktadır. Bu pencerelerden sadece beş tanesi günümüze sağlam bir şekilde ulaşmıştır. İkili pencere düzenlemesinin üst kısmında ise birer mazgal pencereye yer verilmiştir. Kuzey cephede ise sadece iki tane yuvarlak kemerli pencere vardır. Cephenin tam ortasında sofaya açılan yuvarlak kemerli açıklık görülmektedir. Yuvarlak kemerin yüzeyinde oyma tekniğinde yapılan bitkisel süslemeler vardır (Fotoğraf 20). 
Yuvarlak kemerli açıklıktan 39 × 3,53 m ölçülerinde, doğu-batı yönünde uzanan dikdörtgen planlı iç sofaya geçilmektedir. Sofa, doğu-batı yönünde beşik tonozla örtülüdür. Tonozun büyük bir kısmı yıkılmıştır. Sofanın her iki yanında simetrik düzenlenmiş odalar görülmektedir. Sofanın güneyindeki iki oda tamamen, bir oda ise kısmen ayaktadır. Sofanın kuzeyindeki bir oda tamamen iki oda ise kısmen günümüze ulaşmıştır. Odalara açılan kapılar basık kemer açıklıklıdır. Odalar beşik tonoz örtülüdür. Odaların duvarlarında çeşitli ebatlarda nişler açılmıştır (Çizim 7).
Sofanın hem kuzey, hem de güney kanadındaki mevcut üçer odanın doğusundaki odalar yer yer temel seviyesine kadar yıkılmıştır. Mevcut odalarda simetrik düzenleme görülmektedir. Yıkılan odaların da aynı simetrik düzenleme anlayışı içinde yapılmış olması muhtemeldir. Bu nedenle de her iki kanatta beşer odanın olduğu kalan izlerden anlaşılmaktadır. Bu odalar medrese odaları olup öğrencilerin dershaneleri ve yatma hücreleridir. Zemin kat planının ortada sofa ve sofanın kuzey ve güneyinde sekizerden onaltı odalı bir düzenlemeye sahip olduğu anlaşılmaktadır (Fotoğraf 21, 22).   
II. kat tamamen açık renkte düzgün kesme taş malzemeyle inşa edilmiştir. Cephelerde yoğun bir süsleme programı görülmektedir (Fotoğraf 23). Süslemeler pencereler etrafında yoğunlaşmış olup hepsi bitkisel karakterlidir. En çok kullanılan süslemeler ortabağı, palmet ve rumilerdir. Mardin ve Midyat sivil mimarisinde görülen süslemelerle hem motif hem de teknik ve yöntem olarak birebir benzemektedir (Fotoğraf 23, 24). Bu benzerlik yapının inşasında Mardinli ustaların çalıştığının göstergesidir. İç mekânda süslemeler daha çok nişlerde toplanmıştır.
4- Şeyh Ahmed Camii
Eser, Meydan (Şorşup) köyünde, köy içindeki yeni caminin hemen batısındadır. Her iki cami birlikte kullanılmaktadır. Kesin olarak hangi tarihte inşa edildiği bilinmeyen yapının giriş kapısı üzerindeki kitabeye göre H 1367 – M 1948 yılında Şeyh Ahmet tarafından onarıldığı anlaşılmaktadır. Cami, doğu-batı doğrultusunda düzgün dikdörtgen planlı olup dıştan 15,8 × 10,3 m ölçülerindedir (Çizim 6). Caminin cepheleri sade olup güney cephede yuvarlak kemerli iki pencere iç mekânı aydınlatmaktadır. Batı cephede ise sonradan açılmış yuvarlak kemerli bir kapı açıklığı ile bir mazgal pencere vardır  (Fotoğraf 25, 26).
Yapının ana giriş kapısı, mevcut yeni caminin kuzeybatısında olup cephe tamamen fayans kaplıdır. Kapı lentolu olup lentonun iç yüzünde çarkıfelek motifi görülmektedir. Lentonun ortasında bir kitabe bulunmaktadır. Kitabe yıprandığından okunmamaktadır. Lentonun üzerinde ise yuvarlak kemerli alınlık görülmektedir. Alınlığın cephesinde, taşların derzleri belirgin hâle getirilmiştir. Her bir taşın yüzeyinde ok ucunu anımsatan üçgen biçiminde birer motif görülür. 
İç mekân doğu-batı yönünde uzanan mihraba paralel iki sahınlı bir düzenlemeye sahiptir. Harim 13,75 × 8,27 m ölçülerindedir. Sahınlar 0,95 × 0,95 m ölçülerindeki kare planlı iki payeye oturan üç yuvarlak kemerle birbirinden ayrılmaktadır (Çizim 8). Her bir sahın üç çapraz tonozla örtülmüştür. Kıble duvarında yan yana düzenlenmiş yarım daire formlu iki mihrap nişi yer almaktadır (Fotoğraf 27,28). Nişlerin her iki yanında dikdörtgen şeklide birer niş görülmektedir.

Köyün içinde özel mülkiyete ait bahçenin içerisinde yer almaktadır. Minare şerefe altına kadar sağlam kalmıştır. Kaide de pabuç kısmına kadar toprağa gömülmüştür. Minarenin üzerinde herhangi bir yazıt bulunmamaktadır. Kaynaklarda Şeyh Hasan Nurani’nin hocasının dönemin padişahı Sultan Abdülmecid Han’a (1839-1861) bir mektup yazarak talebesinden bahsettiği ve bunun üzerine Sultan Abdülmecid Han’ın Diyarbakır’a bağlı eski bir köy olan Ak (Aktepe köyü) Karyesi arazisinden 52 parselin tapusu ve o köyde bir tekke ve medrese kurma emrini verdiği bilgisi bulunmaktadır.25 Bu bilgilerden hareketle Aktepe köyündeki medrese, cami ve minarenin Sultan Abdülmecid Han (1839-1861) Döneminde 1839-1861 yılları arasında inşa edildiğini söyleyebiliriz.
Minare, kare kaide üzerinde yükselmektedir. Kaide 2,38 × 2,38 m ölçülerindedir (Çizim 9). Giriş kapısı kaidenin doğu cephesindedir. Minarenin giriş kapısı günümüzde örülerek kapatılmıştır. Pabuç kısmının köşeleri mukarnaslarla hareketlendirilmiştir. Silindirik gövde sade olup bir kaval silmeyle sonlanmaktadır. Gövdede açılan mazgal pencere iç mekânı aydınlatmaktadır. Bilezikten hemen sonra şerefe altı yükselmektedir. Bu kısım beyaz renkli düzgün kesme taşlarla yapılmıştır (Fotoğraf 29). 
Minarenin 1,8 m kuzeydoğusunda, doğu batı yönünde uzanan 1,43 × 0,37 m ölçüsünde bir duvar kalıntısı yer almaktadır (Çizim 9). Kalan izlerden bu kalıntının düzgün kesme taş malzemeden inşa edilen caminin harim bölümü kalıntısı ve medresenin kalıntısı olduğu anlaşılmaktadır. Harim bölümü kalıntısının kuzeyinde yan yana düzenlenmiş aralarında 3,1 m mesafe bulunan köşeleri pahlı kare formlu birer paye görülmektedir. Payelerin doğu ve batı yüzlerinde kemerlerin başlangıçları açıkça görülmektedir. Bu izlerden bu kısmın caminin önünde bulunan üç gözlü son cemaat yeri olduğu anlaşılmaktadır. Son cemaat yerinin duvar ve payeleri, siyah ve beyaz taşlardan münavebeli olarak inşa edilmiştir  (Fotoğraf 30). Yapıyla ilgili eski bir fotoğrafta Caminin bitişiğindeki medrese ile L şeklinde bir plana sahip olduğu ve toprak adamlı olduğu anlaşılmaktadır (Fotoğraf 31). 
6- Şeyh Kasım Türbesi
Türbe Altınakar (Altınahır) köyünde, köyün dışındaki mezarlığın içindedir. Türbenin kesin inşa tarihi bilinmemektedir. 1316/1801-1802 tarihli Salname-i Diyarbekir’de Eizze-i Kiramdan (Saygıdeğer Zatlardan) Şeyh Kasım Efendi Hazretleri Şark Nahiyesinde Altınahır Karyesinde medfundur bilgisi bulunmaktadır.26 Kaynaklarda türbenin 1880 tarihinde Şeyh Kasım Enveri’nin oğlu Şeyh Muhammed Neytullah tarafından yaptırıldığı belirtilmektedir. Ancak bu tarihin nereye dayandırıldığına dair herhangi bir bilgi verilmemiştir.27 Saşak kısmındaki Türkçe yazıya göre türbe 1962 yılında Halit Gülpınar tarfından tamir edilmiştir. Giriş kapısı üzerindeki Türkçe tanıtım levhasında ise türbenin 1994 yılında Vahit Altunakar tarafından onarılarak bugünkü şeklini aldığı anlaşılmaktadır. Türbe XIX. yüzyılın başlarında inşa edilmiş olmalıdır.
Eser, kare planlı olup içten ve dıştan kubbeyle örtülüdür. Düzgün kesme taş malzemeden inşa edilmiştir. Dıştan 7,8 × 7,8 m ölçülerindedir. Giriş kapısı güney cephededir. Diğer cephelerde zikzak şeklinde düzenlenmiş kaval ve oluk silmeli niş içine alınmış düz lentolu birer pencere görülmektedir (Fotoğraf 32).
Giriş kapısının her iki yanında silindirik formlu birer sütunce vardır. Kapı açıklığında iç mekâna girilmektedir. İç mekân 5,32 × 5,32 m ölçülerindedir. Pandantif geçişli bir kubbe ile örtülüdür. İç mekânda altı adet kabir bulunmaktadır (Çizim 10). Bu kabirlerden üç tanesi Şeyh Kasım Enveri ile oğulları Şeyh m Sait ve Şeyh Muhammed Nimetullah’a aittir. Diğer kabirler ise onların ailelerine aittir. İç mekân sadedir (Fotoğraf 33).
7- Şeyh Hasen-i Nûrani Türbesi
Türbe, Aktepe köyünde, köyün girişinde köy mezarlığının içindedir. 1316/1801-1802 tarihli Salname-i Diyarbekir’de: “Eizze-i Kiramdan (Saygıdeğer Zatlardan) Şeyh Hasan Efendi Hazretleri Şark Nahiyesinde Ak Karyesinde medfundur” bilgisi bulunmaktadır.28 Kaynaklarda türbenin Şeyh Hasen-i Nûrani’nin oğlu Şeyh Mehmet Siraç’ın Hanımı Halime Hatun tarafından 1283/1866-67 tarihinde yaptırıldığı bilgisi mevcuttur.29 XIX. yüzyılda yapıldığı tahmin edilen türbe günümüzde büyük oranda yenilenmiştir. 1976 yılında Şeyh Şafii Işık tarafından tamir edilmiştir. Nakşibendi Tarikatı mensupları tarafında ziyaret edilen eser her yılın Mayıs ayının 20. gününde toplu ziyaret edilmektedir.
Kare planlı türbe yüksek tutulmuş tromplar üzerine oturan bir kubbeyle örtülür.  Türbe dıştan 7,60 × 7,60 m ölçülerindedir. Cepheler ve üst örtü beyaz sıvalı olup cephelerdeki taşların derzleri siyah sıvayla belirgin hâlde vurgulanmıştır. Yapının biri güneydoğu köşede diğeri de batı cephenin ortasında olmak üzere iki tane giriş kapısı bulunmakdır (Fotoğraf 34). Güneydoğu köşedeki ana giriş kapısı süslemeleriyle dikkati çekmekte olup süslemeli tek unsurdur. Kapı açıklığı yuvarlak kemerli olup hemen üzerinde Latin harfleler yazılmış Türkçe bir yazı yer almaktadır. Kapı kemerinin yüzeyinde yanlarda merkezinde çok kollu yıldız motifi olan birer yarım madalyon, ortada ise altı kollu yıldız etrafına yerleştirilmiş yarım sekiz kollu yıldız motifleri vardır. Ara da kalan yerlerde ise basit bitkisel süslemeler yer almaktadır. Kapının her iki yanında zencerek motifiyle doldurulmuş silindirik gövdeli ve mukarnas başlıklı birer sütunce bulunmaktadır. Batı cephenin ortasında ise yarısına kadar dikdörtgen bir niş içine alınmış yuvarlak kemerli sade ikinci giriş kapısı vardır. Kuzey ve güney cephelerin ortalarında dikdörtgen bir niş içine alınmış yuvarlak kemerli birer pencere iç mekânı aydınlatmaktadır.
İç mekân, 6,42 × 6,42 m ölçülerindedir. Kare planlı mekân tromp geçişli bir kubbe ile örtülmüştür. İç mekânda toplam yedi adet kabir yer almaktadır (Çizim 11). Kabirlerin üzerinde kime ait olduğunu gösteren herhangi bir yazıt bulunmamaktadır. Türbede Şeyh Hasan Nurani (1201-1283/ 1785-86-1866-67), Şeyh Hasan’ın eşi Şerife, kızı Rukiye, oğulları Şeyh Abdurahman Aktepi (1854-1910), Şeyh Mehmet Siraç, Şeyh Mehmet Can ve Şeyh Hasan Nurani’nin gelini Şeyh Abdurahman Aktepi’nin eşi Ayşe’nin kabirleri vardır (Fotoğraf 35).
8- Şeyh Ahmet Türbesi 
Türbe (Şorşup) köyünde, köye hâkim bir tepe üzerindeki mezarlığın içinde yer almaktadır. Türbenin üzerindeki kitabe, köylüler tarafından boyandığından tam olarak okunmamaktadır. Kitabede H 1369 / M 1950 tarihi mevcuttur. Bu tarih Şeyh Ahmet’in vefat tarihidir. Kitabedeki tarihte türbenin H 1369 / M 1950 tarihinde yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Köy sakinleri türbenin Şeyh Ahmed’in oğlu Nesihi tarafından inşa edildiğini beyan etmektedirler.
Eser, kare planlı olup tromp geçişli bir kubbeyle örtülmüştür. Kubbe sekizgen kasnağa oturmaktadır. Kesme taş malzemeden inşa edilmiştir. Yapının beden duvarlarının köşeleri 0,15 m ölçüsünde verevlidir. Cepheler sade olup açılan kapı ve pencere açıklıklarıyla hareketlendirilmiştir. Batı ve kuzey cephelerde bir adet, güney cephede ise iki adet düz lentolu pencere iç mekânı aydınlatmaktadır. Beden duvarlarının köşelerinde taşlar arasındaki derzler belirgin bir hâlde vurgulanmışken diğer cepheler sıvalıdır. Doğu cephede yer alan giriş kapısı yuvarlak kemer formludur (Fotoğraf 36). 
Yuvarlak kemerli kapı açıklığından iç mekâna girilmektedir. Kapının kilit taşında ve hemen üzerinde olmak üzere iki adet kitabe yer almaktadır. İç mekân 5,2 × 5,2 m ölçülerinde kare planlı olup tromp geçişli bir kubbeyle örtülüdür. İç mekânda 5 adet baş ve ayak şahideli kabir yer almaktadır (Çizim 12). Kabirlerden üç tanesinin şahidelerin de celî sülüs hatla yazılmış kitabeler yer almaktadır. Kabirler Şeyh Ahmet, eşi Ferah Hanım ve Şeyh Ahmed’in oğlu Şeyh Mehmed Vecihi’ye aittirler. Diğerlerinin üzerinde yazı bulunmamaktadır. Bu kabirlerden birinin Şeyh Ahmed’in oğlu Şeyh Macid’de ait olduğu köylüler tarafından beyan edilmiştir. Şeyh Ahmet’in kabrinin baş şahidesi kavuklu, ayak şahidesi ise sivri kemer formludur. Eşinin kabrinin baş ve ayak şahideleri kaval ve oluk silmeli profillidir (Fotoğraf 37).
9- Ballıbaba Köyü Çeşmesi:
Eser, Ballıbaba (Luküs) köyünün yakınında yer almaktadır. Kaçak kazılar sonucu ortaya çıkarılan çeşmenin sadece kemerli kısım ayakta kalmıştır. Köylüler yapının önünde iri blok taşlardan yapılmış bir havuzun olduğunu belirtmektedirler. Havuzun kalıntıları günümüzde mevcuttur30 (Fotoğraf 38).
Çeşme, iri, düzgün kesme taş malzemeden yapılmıştır. Doğu batı yönünde dikdörtgen planlı olan yapı güney tarafta toprak kotundadır. Çeşme yuvarlak kemerli bağımsız meydan çeşmeleri grubundadır. Eser yaklaşık olarak 3 m uzunluğunda ve 1,18 m genişliğindedir. Kemer açıklığı 2,05 m olup kemer derinliği 0,9 m’dir (Çizim 13), (Fotoğraf 39).
 

10- Üçlü Köprü I (Se Pira) Köprüsü
Bugünkü Diyarbakır-Viranşehir yolunun kuzeyinde, Diyarbakır-Viranşehir Eski Kervan Yolu’nun üzerindedir. Eser Ballıkaya Dersesi üzerinde doğu batı yönünde uzanmaktadır (Fotoğraf 40). Köprünün vakfiyesi ve üzerinde inşa ya da onarım kitabesi bulunmamaktadır. Tarihçesi hakkında bilgi veren herhangi bir arşiv kaydı olmayan köprünün kesin inşa tarihi bilinmemektedir. Bölgedeki yol güzergâhı üzerinde yapılan inşa faaliyetleri göz önüne alındığında Üçlü Köprü I (Se Piran) Köprüsü’nün XVII. yüzyılda inşa edildiği tahmin edilmektedir.
Köprü, çok gözlü, sivri kemerli, yolu düz olan köprü plan şemasını sergilemektedir. Yapı günümüzde harap durumdadır (Fotoğraf 41). İki gözlü eser 38,4 m uzunluğunda, 3,9 m genişliğindedir. Köprü “S” şekli çizmektedir. Doğudaki kemer yıkılmış olup açıklığı 4,73 × 3,9 m ölçülerindedir (Fotoğraf 42). Batıdaki kemer kısmen sağlam olup açıklığı 3,75 × 3 m ölçülerinde olup sivri kemerlidir (Çizim 14, 16), (Fotoğraf 43). Köprünün özgün döşemesi ve özgün korkuluğu kısmen günümüze ulaşmıştır. Moloz taş malzemeden inşa edilen köprünün, korkuluğu yığma tekniğinde moloz taş malzemeden, döşemesi de moloz taştan yapılmıştır. Köprünün zaman içinde zarar görmesi nedeniyle iki kemer açıklığı ile doğu ve batı tempan duvarlarına sonradan yeni eklemeler yapılmıştır.
11- Üçlü Köprü II (Se Piran) Köprüsü
Bugünkü Diyarbakır-Viranşehir yolunun hemen yanında yer almaktadır. Diyarbakır-Viranşehir Eski Kervan Yolu’nun üzerindedir (Fotoğraf 45). Köprü’nün üzerinde inşa ya da onarım kitabesi veya vakfiyesi bulunmamaktadır. Tarihçesi hakkında bilgi veren herhangi bir arşiv kaydı olmayan köprünün kesin inşa tarihi bilinmemektedir. Bölgedeki yol güzergâhı üzerinde yapılan inşa faaliyetleri göz önüne alındığında Üçlü Köprü II (Se Piran) Köprüsü’nün XVII. yüzyılda inşa edildiği tahmin edilmektedir.
Dere üzerine kuzeybatı-güneydoğu doğrultusunda kurulan eser, tek gözlü, sivri kemerli, yolu eğimli olan köprülerdendir. Yaklaşık olarak 14,87 m uzunluğunda, 3,85 m genişliğinde, 3,24 m yüksekliğinde olan eserin kemer açıklığı 5,10 m’dir (Çizim 17:19). Köprünün üzerinde herhangi bir süsleme unsuru bulunmamaktadır. Yapı, günümüzde oldukça haraptır. Tek gözlü eserin kemeri ve döşemesi yıkılmış, tempan duvarları ise ayaktadır. Köprünün ayakları, akarsu yatağının iki yanındaki kayalık zeminler üzerinde yükselmektedir. Ayakların alt sırası, moloz taşlardan oluşmaktadır. Günümüze, üzengi taşı üzerindeki üç sıra kesme taş örgü ile gelebilmiş kemerin, alınlık ve karın taşlarının düzgün kesme taş olduğu anlaşılmaktadır (Fotoğraf 45). Buradan hareketle köprünün inşasında moloz taş ve kesme taş malzemenin kullanıldığını söyleyebiliriz.
12- Dilaver Köprüsü
Dilaver Köprüsü, Diyarbakır’ın güneybatısında, eski Diyarbakır-Viranşehir Kervan yolunda Dilaver Çayı üzerindedir. Bu tarihî kervan yolu, Diyarbakır’dan Derik’e, oradan Viranşehir’e, Vi­ran­şe­hir’den bir kol Ceylanpınar üzerinde Suriye’ye, diğer kol da Urfa üzerinden Akdeniz ve Halep’e devam etmektedir. Dilaver Köprüsü’nün hemen yanı başında bulunan han kalıntısı ve yol üzerindeki diğer köprüler bu yollun tarihî kervan yolu olduğunu kanıtlamaktadır. Köprü, Diyarbakır il merkezine yaklaşık olarak 31 km, Çınar ilçesine ise 17 km mesafededir. Bu günkü Diyarbakır-Viranşehir karayolunun üzerinde bulunan eser Şeyh Çoban köyü sınırında,  Karababa (Geli) ile Şeyh Çoban köyleri arasındadır (Fotoğraf 46).
Dilaver Köprüsü’nün üzerinde herhangi bir yazıt bulunmamaktadır.  Kaynaklarda Dilaver Köprüsü’nün inşa tarihi ile ilgili herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Eser, Diyarbakır Valisi Dilaver Paşa tarafından yaptırıldığından Dilaver Köprüsü olarak adlandırılmıştır. Dilaver Paşa 1204-1030/1615-1620 yılları arasında Diyarbakır’da valilik yapmıştır. Abdulgani Fahri Bulduk, Diyarbakır Valileri adlı kitabında, Dilaver Paşa’nın Diyarbekir valiliği döneminde Diyarbekir’in Mardin Kapısı haricinde ve iki saat mesafede yolcular için bir han yaptırdığı ve hanın kitabın yazıldığı dönemde harap olduğunu belirtmektedir.31 Abdulgani Fahri Bulduk’un tarif ettiği han Dilaver Köprüsü’nün yanı başında bulunmaktadır. Handan günümüze bir kaç kalıntı ulaşmıştır. Köprünün de Diyarbakır Valisi Dilaver Paşa tarafından, Diyarbakır valiliği döneminde XVII. yüzyılın ilk yarısında (1615-1620 yıllarında) hanla beraber inşa edildiğini söyleyebiliriz. Köprü malzemesi, inşa tarzı, formu bakımından Osmanlılar Döneminde XVII. yüzyılda inşa edilen köprülerle benzerlik göstermektedir. Köprünün üzerinde bulunduğu ticaret yolu güzergâhı da bu tarihi doğrular niteliktedir. 
Köprü, çok gözlü, sivri kemerli, yolu düz olan köprüler grubuna girmektedir. Eser, kayalık bir zemine oturtulmuştur. Dört gözlü olan köprünün gözlerinde sivri kemer kullanılmıştır (Fotoğraf 47). Kesme bazalt taştan inşa edilen eserin tempan duvarlarında daha sonraki dönemlerde kabayonu taş malzeme kullanılmıştır. Yapının, uzunluğu 33,86 m genişliği ise 4,85 m’dir. Köprünün su seviyesinden kilit taşına olan yüksekliği 5,30 m’dir (Çizim 20, 21). Köprünün menba yüzünde üç adet