İsmail Şanlı - Çınar Kaymakamı
Çınar Kaymakamı
  • Kaymakamımızın Mesajı
  • Saygıdeğer Çınarlılar, Kıymetli Mesai Arkadaşlarım, Resmi Gazetede yayımlanan İçişleri Bakanlığı’nın atama kararnamesi ile Kaymakam olarak atandığım Çınar İlçesinde göreve başlamış bulunmaktayım. Güzide ilçemiz Çınar'da siz değerli halkımıza hizmet etmenin büyük bir onur olduğunu ve ağır bir sorumluluk gerektirdiğini öncelikle belirtmek isterim. Toplumda huzur ve güvenin sağlanması, eğitim ve sağlıkta kalitenin yükseltilmesi, şehit ve gazi ailelerine, yaşlılarımıza, yardıma muhtaç vatandaşlara, korunmaya muhtaç çocuklarımıza ve engellilerimize sürekli ve kaliteli hizmet sunumu, halkın yaşam kalitesinin artırılması, kurumlar ve şehrin dinamikleri arasında uyum en çok üzerinde duracağım, takip edeceğim ve destekleyeceğim konulardır. Kaymakamlığım süresince, adalet, tarafsızlık, sevgi ve hoşgörü içerisinde görev yapma bilinci ve gayretiyle hizmet edeceğim. Mesai arkadaşlarımla birlikte çalışmalarımızı yürütürken kanun ve hukuk çerçevesinde; vatandaşın yerine kendimizi koyarak empati yapmaya, problemlerin çözümünde sonuç odaklı davranılmasına, görevin ve işin hakkının verilmesine, karşılıklı saygı, işbirliği ve koordinasyon içerisinde hizmet etmeye, kamu hizmetlerini çağdaş niteliklerde sunulması ve vatandaşlarımızın buna kolay ve çabuk bir şekilde erişmesi yönündeki çalışmalara gayret gösterilecektir. Çınar İlçemizin daha ileri bir noktaya götürülebilmesi için; saygıdeğer Çınarlılar'ın, milletvekillerimizin, siyasi parti temsilcilerinin, belediye başkanımızın ve meclis üyelerimizin, il genel meclisi üyelerinin, üniversitemizin, muhtarlarımızın, sivil toplum kuruluşlarının, kamu kurum ve kuruluşlarında bulunan mesai arkadaşlarımın, katkı ve desteklerini, tecrübelerini, bilgilerini, emeklerini esirgemeyeceklerine olan inancım tamdır. Birlikte çalışacağım mesai arkadaşlarımın görev ve sorumluluk bilinciyle güzel bir ekip olarak Çınar’a en iyi şekilde hizmet etmeye çalışacağız. Bu vesile ile Çınar halkını, kurum ve kuruluşlarımızda çalışan siz değerli çalışma arkadaşlarımı sevgi ile selamlıyorum.
  •   Kaymakamın Biyografisi
  • İsmail ŞANLI 1981 Yılında Sivas’ta Dünyaya Geldi. İlk ve Orta Öğrenimini Sivas’ta, Ankara Gazi Üniversitesi Kamu Yönetimi bölümünde lisans, Dicle Üniversitesinde yüksek lisans eğitimi aldı. Maliye Bakanlığı ve Jandarma Genel Komutanlığında çalıştı. İçişleri Bakanlığı tarafından açılan Kaymakamlık Sınavını Kazanarak Tokat Kaymakam adayı olarak atandı. Çorum Uğurludağ, Bolu Kıbrısçık ilçelerinde Kaymakam Vekilliği, Yozgat Kadışehri ve Diyarbakır Hani ilçelerinde Kaymakamlık görevini müteakiben 23 Ağustos 2013 tarihinden itibaren İlçemizdeki görevine başlamıştır. İngiltere Manchester Üniversitesinde 9,5 ay süreyle Dil, Kamu yönetimi ve İngiltere Kamu Yönetimi alanında eğitim ve incelemelerde bulundu. Türkiye Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü TODAİE) 40. Dönem Kamu Diplomasisi programını bitirdi, Kara Harp Okulu, Jandarma Okullar Komutanlığı bünyesinde Subay Temel Askerlik ve Subaylık Anlayışı kazandırma ve Subay Temel Kursunu aldı. Avrupa girişimcilik ödülüne ülkemizi temsilen yürüttüğü bir proje kosgeb tarafından aday gösterilmişti. Girişimci İş Adamları Vakfı tarafından yılın kamu yöneticisi ödülü, yozgat ekonomisini değer katanlar ödülü aldı. Avrupa Birliği Projelerinde koordinatörlük görevleri ile Kadın ve çocuğa yönelik şiddet konularında bildirileri bulunmaktadır.
  • Kaymakam'a Mesaj Gönder

  • Projeler
  • cinaryaziisleri cinarkymk
Yaban Hayatı Ve Doğa

Yaban Hayatı Ve Doğa

Son yıllarda, çeşitli araştırmalar vesilesiyle Diyarbakır genelinde gerçekleştirdiğimiz gözlemler sırasında, Çınar’ın özgün karakterli doğasını ve sahip olduğu canlı çeşitliliğini kısmen de olsa belirleme fırsatı bulduk. Ayrıca, bu değerli biyolojik çeşitliliği tehlike altına iten faktörlerden belli başlıları da bu süreç içerisinde belirginlik kazandı. Burada, çok genel olarak, ilçede öne çıkan doğal yaşam alanlarını ve buraları yurt edinmiş belli başlı canlı türlerini tanıtmayı amaçlıyoruz.
Diyarbakır kent merkezinin güneyindeki Çınar, iki bin km2 civarındaki idarî yüzölçümüyle ilin en geniş ilçesidir. Yükselti itibariyle büyük farklılıklar gösteren ilçe arazisi, Çınar’ın batı sınırını oluşturan Karacadağ’ın zirvesinde 1958 m’ye ulaşırken, kuzeydoğu kesimindeki Dicle nehri yatağında 536 m’ye kadar düşer. Bu fark, jeolojik geçmiş, toprak ve arazi yapısı, iklim, doğal bitki örtüsü ve sulak alanlar açılarından gözlenen çeşitlilikle birleşince ortaya birbirinden farklı yaşam alanları, dolayısıyla da oldukça zengin bir biyolojik çeşitlilik çıkar.

Karacadağ
Güneydoğu Anadolu Bölgesinin en önemli doğa alanlarından Karacadağ, bir uçtan bir uca 120 km’yi bulan oldukça geniş yayılım alanıyla, birbirine komşu üç il arasında paylaşılmış gibidir. Dağın en yüksek kesimleri ile doğu ve güneydoğuya bakan etekleri Çınar ilçesi sınırları içerisinde kalır.
Yaban hayatı bağlamında Ka­ra­ca­da­ğ’ın ilk akla gelen özelliği, zengin bir bitki çeşitliliğine sahip olmasıdır. Araştırmalar, yörede 534 bitki türünün yetiştiğini göstermiştir. Yayılış alanı küçük bir bölgeyle sınırlı olduğu bilinen türlerden 32’si Karacadağ’da bulunur. Bunlardan üç tanesi (Türkiye Bitkileri Listesi’ndeki adlarıyla, gelin burçağı, karaca çarşağı ve dost akşamyıldızı) Karacadağ’a, altı tanesi (antep kafesotu, kirpi nohutu, sahra sıracası, cılız sığırkuyruğu, üç şemsiyeotu ve dicle körmeni) ise Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne özgüdür. Ayrıca, soyu tükenme tehlikesi altında olan 17 tür bitki burada yetişir. Karacadağ, günümüzde en yaygın şekilde ekimi yapılıp tüketilen buğdaygil ve baklagil kültür bitkilerinden birçoğunun yabani atasının hâlen yetiştiği yer olması itibariyle de özel öneme sahiptir.
Ancak, yörede özellikle yoğunlaşan hayvancılık faaliyetleri nedeniyle aşırı otlatma baskısı altında kalan alanda, bitki örtüsü yoğun şekilde tahrip edilmektedir. Özellikle nisan ile ekim ayları arasındaki dönemde kalabalık hayvan sürülerinin otlatılması gibi, yöre için karakteristik bitkiler olan gevenlerin sökülerek yakacak olarak kullanılması da birçok yerde bitki örtüsünün hemen hemen tamamen ortadan kalkmasına neden olacak kadar ileri boyutlara ulaşmaktadır.
Oysa Karacadağ’ın doğal bitki örtüsü, burada yaşayan sayısız hayvan türünün de varlık nedenidir; bu hayvanlar beslenme, yuvalanma ya da korunma gibi yaşamsal gereksinimlerini karşılayabilmek için bitkilere muhtaç durumdadır. Karacadağ, küçük bir ötücü kuş türü olan bozkır ötleğeninin hâlen Türkiye’deki bilinen tek üreme alanını oluşturur. Dağın en yüksek kesimlerini kaplayan gevenler arasında her yıl düzenli olarak tahminen 100 ila 200 çift bozkır ötleğeni yuva yapar ve yavru yetiştirir. Nesli tehlike altında olan küçük kerkenez ve boz kirazkuşunun yanı sıra, kınalı keklik gibi avcılığı yapılan türlerin de aralarında bulunduğu 37 kuş türünün daha, burada kuluçka yaptığı belirlenmiştir.
Karacadağ’da, çeşitli kemirgen ve yarasa türlerinden başka, memeli hayvanlardan tilki, çakal, porsuk, sincap, yabanî tavşan, uzunkulaklı çöl kirpisi, kaya sansarı, alaca sansar ve yaban kedisinin yaşadığı bilinmektedir. Nesli tehlike altında bir tür olan çizgili sırtlan da yörede görülmektedir. Çizgili sırtlan, özellikle hayvansal atıklarla beslenen, gündüzleri saklanarak geçiren ve geceleri dolaşmaya çıkan, oldukça ürkek bir hayvandır. Ülkemizde sayıları çok azaldığından yasal mevzuatla koruma altına alınmıştır.
Karacadağ, sürüngenler açısından da oldukça zengindir. Kayalık alanlarda Kayseri kertenkelesi ve dikenli keler, doğal düzlüklerde ise tarla kertenkelesi ve bozkır keleri yörenin tipik kertenkelelerindendir. Yılanlardan en yaygın olanları kara yılan ve su yılanıdır; ayrıca Urfa yılanına da rastlanmaktadır. Diğer sürüngen grupları (kertenkeleler ve kaplumbağalar) gibi onlar da yasal açıdan koruma altında oldukları halde, yılanların görüldüklerinde çoğu kez öldürüldüğüne tanık olunmaktadır. Oysa yılanlar, tarımsal ürün kaybına neden olan kemirgenlerle beslendikleri için, zararlılarla mücadelede çiftçilere yardımcı durumundadırlar.
Geçmişte Karacadağ’ın geniş bir kesiminin özellikle meşe ağaçlarıyla kaplı olduğu bilinmektedir; ancak doğrudan doğruya veya odun kömürüne dönüştürülerek yakacak olarak kullanılması sonucu, meşe toplulukları iyice seyrelmiş ve ağaçlıklardan çok çalılıklar halinde kalmıştır. Oysa yüksek boylu, gövdesinde kovuklar taşıyan, yaşlı meşe ağaçları bölgemizde gitgide daha az rastlanan birçok tür için kritik önem taşıyan sığınaklar gibidir.
Yaban hayvanlarının karşı karşıya kaldığı tek tehlike yaşam alanlarının bozulması değildir; yörede ciddi bir kuraldışı avcılık sorunu vardır. Av mevsimi dışında kalan zamanlarda, izin verilenden daha fazla sayılarda veya yasal mevzuatın suç saydığı yöntemlerle avlananlar doğaya ağır tahribatlar verebilmektedir. Örneğin canlı mühre kullanılarak yapılan kınalı keklik avı gibi, yumurta toplayıcılığı da yörede ne yazık ki doğayı tehdit eden yasa dışı uygulamalardandır.
Başta soğanlı süs bitkileri olmak üzere, yiyecek olarak da tüketilen bazı bitkilerin doğadan bilinçsizce ve kontrolsüz olarak aşırı miktarda toplanarak satıldığını, ekonomik açıdan uzun vadede sürdürülmesi mümkün olmayan bu uygulamanın doğaya da büyük zarar verdiğini vurgulamak gerekir.
Sulak Alanlar
Hâlihazır mevzuatta tanımlandığı şekliyle her ne kadar henüz teknik anlamda “sulak alan” ilan edilmiş olmasalar da, ilçedeki, başta Dicle nehri olmak üzere, onu besleyen irili ufaklı akarsu kolları ve bu sular üzerinde inşa edilmiş baraj gölü ve göletler, sucul yaşam alanlarına bağımlı olarak varlığını sürdüren türler için kritik önem taşımaktadır.
Güneydoğu Anadolu’nun kadim hayat kaynağı Dicle, yaklaşık 16 km’lik güzergâhı boyunca Çınar idarî bölgesinin kuzeydoğu sınırını oluşturur. Doğrudan doğruya nehir suları içinde yaşayan balıklar ve su bitkileri gibi sucul organizmalardan başka, daha birçok canlı için, Dicle’nin taşlık adacıkları, kumlu kıyıları ve kıyılarındaki bitkiler vazgeçilmez önemde yaşam alanlarıdır. Göçmen kuşlar buralarda konaklayarak, zorlu yolculukları için gerekli enerjiyi sağlayacak besinleri arar, bazıları sazlık, çalılık ve ağaçlıklarda, hatta bazen doğrudan doğruya yerde, otların veya taşların arasında yuva yapar, yavrularını beslemeye çalışırlar.
Türkiye’de ancak Güneydoğu Anadolu’da ve Akdeniz bölgesinin doğusundaki bazı yerlerde görülebilen alaca yalıçapkını Dicle’nin en güzel kuşlarındandır. Sık sık, suyun m’lerce üstünde, kanat çırpıp aynı noktada durarak balıkları izlerken birden pike yaparak içlerinden birini avladığı gözlenir. Ne yazık ki alaca yalıçapkını, yuvalanabileceği doğal kıyıları kaybettiği için ülkemizde gitgide azalmakta ve yok oluşa sürüklenmektedir.
Dicle’nin geniş vadisi içerisinde kalan alanda önemli sayıda leylek yuvası göze çarpar. Ülkemiz için tipik bir yaz göçmeni olduğu halde, hemen her kış bazı leyleklerin göç etmeyip Dicle civarında kaldığı da bilinmektedir. Halkımızın sevdiği, bazı yerlerde yuva kurmasına yardımcı olmak üzere kendisi için özel kuleler inşa ettiği bir kuş olmasına karşın, akarsulardaki bozulmalar yüzünden besin bulmakta güçlük yaşaması dolayısıyla yörede leyleklerin de zaman içerisinde azalacağı beklenmektedir.
Dicle’de yaşayan omurgalı hayvanlardan en çok öne çıkan tür Fırat yumuşakkabuklu kaplumbağasıdır. Bütün dünyada yalnızca Fırat ve Dicle’de yaşayan bu nehir kaplumbağası, yaşam alanlarını büyük bir hızla kaybettiği için ileri derecede tükenme tehlikesi altında bulunmaktadır. Fırat kaplumbağasının neslini ciddi şekilde tehdit eden sebeplerin başında barajlar ve kum ocakları ile nehir kıyılarındaki tahribat ve kirlilik gelmektedir.
Yurdumuzda görülebilen kelebeklerden Dicle güzeli, adının da çağrıştırdığı üzere, tipik olarak nehir kenarında ve yılın ancak belli bir döneminde, sonbaharda görülebilir. Bu yönüyle, yörenin bir başka göçmen kelebeği olan Mezopotamya kolotisi’ne benzer.
Dicle’yi besleyen çaylar ve dereler, sadece insanlar için değil, doğa için de hayat kaynağıdır.  Ne var ki buralar ilçede artık doğal özelliklerini büyük ölçüde yitirmiş durumdadır. Bu akarsuların taşıdığı suyun neredeyse tamamen tarımda kullanılması, katı ve sıvı haldeki kirleticilerle karışması, çevrelerindeki doğal bitki örtüsünün ve kıyılarının tahrip edilmesi nedeniyle buralar gitgide, doğadaki türlerin yaşayabileceği yerler olmaktan çıkmaktadır.
Öte yandan, bu akarsuların önü baraj bentleriyle kesilerek tutuldukça yapay göl alanları ortaya çıkmakta ve zaman içerisinde, daha önce orada yaşayanlardan farklı bazı canlıların bu alanları kullanmaya başladıkları, böylece akan suya bağımlı türler kaybolurken, durgun sularda yaşayabilenlerin bunların yerini aldıkları görülmektedir. İşte bu süreçte Çınar’da oluşmuş su toplama alanlarından Göksu Barajı ve Beşpınar Göleti, gerek hacimleriyle ve gerekse barındırdıkları tür çeşitliliğiyle öne çıkmaktadır. Özellikle kış aylarında ve ilkbahar göçü sırasında buralarda toplanan su kuşları hatırı sayılır ölçüde kalabalık gruplar oluşturmaktadır. Ancak, çok sayıda kuşun varlığı kural dışı avlanan çok sayıda kişiyi de buralara çekmekte ve aşırı avcı baskısı yüzünden, doğa için taşıdığı destekleyici potansiyele rağmen bu değerli sulak alanları kuşların terk etmek zorunda kaldıkları gözlenmektedir.
Çayır ve Bozkır Alanlar
Çınar’da, insan yerleşimleri, yollar veya benzeri yapılarla, Karacadağ’ın volkanik kayalarıyla ya da sularla örtülü arazi dışında kalan kesimler yoğun şekilde tarım ya da hayvancılık amacıyla kullanılmaktadır. Esasen doğal çayır ve bozkırlardan oluşan bu alanlar, ağaçlık ve çalılıkların kesilerek veya yakılarak ortadan kaldırılmasının ardından, sürülerek tarlalara dönüştürülmüştür. Günümüzde ancak tarıma elverişli olmayan engebeli yerlerde, parçalar halinde kalan bu kesimler, genellikle mera olarak kullanılmaktadır ve aşırı otlatma baskısı altındadır. İlçenin doğu yarısında kalan arazi neredeyse tamamen, modern tarım yapılan geniş tarlalara dönüşmüş durumdadır. Doğa açısından büyük bir nitelik kaybı anlamına gelen bu değişim sürecine rağmen, hâlen buraları kullandığı bilinen çok özel türler vardır.
Pars (leopar), Türkiye’de uzun bir aradan sonra, 2010 yılında Siirt’te, 2013 yılı Kasım ayında ise Çınar’da görüldü. Ne yazık ki her iki birey de ancak öldürülmelerinin ardından kesin şekilde kayıtlara geçmiş oldu. Solmaz köyü yakınlarında vurulan bireye ilişkin haber ve yorumlar uzun süre Türkiye gündeminde kaldı. Benzer ve bir o kadar üzüntü verici başka bir olay, yine Çınar’ın başka bir köyünde, bir çizgili sırtlanla ilgili olarak yaşandı. Bu tekil olaylar, yörenin hâlen yaban hayatı açısından sahip olduğu değeri ortaya koyan somut örnekler olması dolayısıyla önemlidir.
Göç veya üreme dönemlerinde çayır ve bozkır alanları kullanan sayısız kuş türü arasında, burada özellikle söz konusu edilmesi gereken iki tür öne çıkmaktadır. Bunlardan, ülkemizde nesli tehlike altına girmiş olması dolayısıyla koruma altına alınıp avlanması yasaklanmış bir kuş olan toy, kaçak avcılığın hedefi olması dolayısıyla, geçmiş yıllarda düzenli olarak gözlenmekte olduğu ilçe topraklarından bugün muhtemelen tamamen çekilmiş durumdadır. Umut edilebileceği üzere gelecekte toyun yörede yeniden ortaya çıkması durumunda ise bu türün hassasiyetle korunması ve tükenme sürecinin durdurulması için çaba gösterilmesi gerekmektedir.
Sürmeli kızkuşunun dünya üzerindeki nüfusunun yalnızca birkaç bin bireyden oluştuğu tahmin edilmekte, dolayısıyla nesli küresel ölçekte kritik tehlike altında olarak kabul edilmektedir. Çok nadir bir tür olan bu kuşun hâlihazırda Çınar’da gözlendiğine ilişkin herhangi bir kayıt bulunmamakla birlikte, mevcut bilgiler göz önünde bulundurulduğunda, göç sırasında Çınar’dan geçiş yapması ihtimal dâhilindedir. 

Sonuç
Eldeki bilgi ve bulgular ışığında bir bütün olarak değerlendirildiğinde, Çınar’da yaban hayatının, yaşanmakta olan birçok olumsuz faktöre rağmen hâlen çok özel öğeler barındırdığı ve ülke çapında önemli bir zenginlik oluşturduğu, ancak bu durumun kırılgan nitelikte olduğu, etkin koruma önlemleriyle güvence altına alınamaması durumunda bu zenginliğin yakın gelecekte kaybedilebileceği görülmektedir. İlçede doğanın korunması ve geliştirilmesi için yapılabilecekler şu şekilde özetlenebilir:
•    Doğal alanların daha fazla tahrip edilmesi önlenmelidir. Kalkınmaya yönelik projeler planlanırken ve hayata geçirilirken doğal çevreye olan etkileri hassasiyetle değerlendirilmelidir.
•    Yörede yasal mevzuatla korunan alanlar oluşturulmalıdır.
•    Bilimsel araştırmalarla mevcut durum ve değişimler sürekli izlenmeli, güncellenmeli ve belli aralıklarla raporlanarak konuyla ilgili kişi ve kurumlar bilgilendirilmelidir.
•    Tarımda pestisit ve gübre kullanımı azaltılmalıdır.
•    Doğal çevreyi doğrudan etkileyen tarımsal su kullanımı ve atık suların bertaraf edilmesi işlemlerinin doğru uygulanmasını sağlayacak etkin tedbirler alınmalıdır.
•    Toplumun bütün kesimlerine yayılan bilinçlendirme ve bilgilendirme faaliyetleri yapılmalıdır.
•    Etkin denetimlerle, doğadaki canlıların kural dışı avlanması ya da toplanması önlenmelidir.